Yaz geldi, tatil başladı, düğünler çoğaldı, insanlar şen şakrak eğleniyorlar. Anne babalar, çocuklarını evlendirirken tatlı bir telaş içinde, çocuklar mutlu ve neşeli, toplum, bazı sıkıntılar yaşasa da huzurlu görünüyor.
Fakat benim aklım başka bir noktaya takıldı. İçinde yaşadığımız toplum Müslüman ve dini duyguları sağlam. Hatta dine gelecek bir tehlike karşısında, yüz defa canını feda edebilecek kadar da dinini sever. Peki, hal böyleyken, düğünlerimiz dinimize ne kadar uygun? Düğün yaparken “Şunu şöyle yapsak mukaddesatımıza aykırı olur mu?” Diye bir hassasiyet taşıyor muyuz? Yâda evliliğe helal mi, yoksa haram bir başlangıç mı yapıyoruz? Düğünlerimiz, hangi kurallara dikkat edilerek yapılmalı? Kimi örnek alarak evleneceğiz? Buna benzer çok sayıda soru takılıyor aklıma. Ben düğünlerde bunları düşünüyorum ve rahatsız oluyorum. Dünyevi geleceğimiz ve ebedi hayatımız adına bir endişe taşıyorum. Düğünden maksat duyurmaktır. Yani şu erkekle bu kadının beraberlikleri nikâh üzeredir, onlardan doğan çocuklar da nikâhlı iki insanın çocuklarıdır. Bu bilinsin diye düğün yapılır. Hazreti Aişe validemizin rivayet ettiği hadiste, Resulullah (s.a.v.): “Evliliği açık yapın, düğünde def çalın.” buyurmuştur. Düğünlerde eğlence olmalı, ama şu hususlara dikkat edilmelidir: Düğünler, zengin ve fakir ayırmamalıdır. Yemek vermek sünnettir. Efendimiz (s.a.v.) “Bir koyun keserek de olsa düğün yemeği yap.” “En kötü düğün yemeği, zenginlerin çağrılıp fakirlerin terk edildiği yemektir.” buyurmuştur. (Muvatta, İbni Mace) Düğünlerde erkeklerle kadınlar asla bir arada bulunmamalı, alkol ve haram müzikler olmamalı, abartılı masraflarla israf edilmemeli, erkek bayanların arasına, bayan erkeklerin arasına girerek fotoğraf çektirme bahanesiyle teşhircilik yapılmamalı, çiçek ve benzeri batı taklitçiliğinden kaçınılmalıdır. Evliliğe haram ile başlanmamalı ve bir sünnet icra edilirken şeytana tabi olunmamalıdır. Eskiden insanımız görücü usulüyle evlenirdi ve çokta mutlu oluyorlardı. Boşanmalar çok azdı. Eşler ölünceye kadar, her şartta beraber olmaya azmederlerdi. Bu sebeple Anadolu'da gelin olan kıza ailesi tarafından “Duvakla gir, kefenle çık” nasihati yapılırdı. Evlenen çiftlere bu anlamda “Bir yastıkta kocasınlar" denirdi. Şimdi anne-baba “Kızım, oğlum bir dene, iyi olursa devam edersin, yoksa…” diyorlar. Böyle başlayan bir evlilikten hayır çıkar mı? Aile kurumunu oluşturan evlilikte, bazen istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu istisnadır. Böyle durumlarda son çare, Hadis-i Şerif'te beyan buyrulduğu gibi: “Allah'a en sevimsiz helal, boşanmadır.” İslâm'da, boşanma sebepleri ortaya çıkınca, kadın da, erkek de mahkemeye başvurarak evliliği sonlandırabilir. Fakat boşanma sebepleri gerçekten haklı bir mazerete dayanmalıdır. Bunları âlimlerimiz şöyle özetlemişlerdir: 1. Hastalık veya özür: Bunlar, akıl hastalığı, cüzzam ve zührevî hastalıklar gibi, birlikte yaşama hâlinde zararı kaçınılmaz olan hastalıklardır. 2. Kocanın nafakayı sağlamaması: Kadının bütün masrafları kocasına aittir. Koca varlıklı olduğu halde, eşiyle ilgilenmez ve onu açlık ve sefalet içinde bırakırsa, kadının boşanma hakkı olur. Koca fakir ise, kadınının onu yalnız bırakması, hatta bu sebeple ondan ayrılmaya kalkışması, vefasızlık olur. 3. Kocanın evi terk etmesi: Kocanın evi terk etmesi ve bu yüzden, sıkıntı ve fitneye düşmek tehlikesi karşısında, kadının mahkeme aracılığıyla evliliğe son vermesi söz konusudur. Bekleme süresi dört senedir. 4. Kocanın Hapsedilmesi: Malikîler dışında çoğunluk müctehidlere göre, kocanın hapsedilmesi veya tutuklanması yahut düşmana esir düşmesi bir boşanma sebebi değildir. Çünkü bu konuda ayet ve hâdis yoktur. 5. Şiddetli geçimsizlik ve kötü muamele: Eşlerin birbirlerinin şeref ve haysiyetlerine yönelik ithamları sonucunda, çıkan soğuk tartışmalara şiddetli geçimsizlik denir. Kötü muamele ise, kocanın, eşini söz veya fiil ile rahatsız etmesidir. Sövmek, dövmek ve Allah'ın haram kıldıklarını yapmaya zorlamak gibi davranışlar, kötü muameledir. Geçimsizlik her iki taraftan da kaynaklanabilir. Mağdur olan eş, hâkime başvurarak hakem yoluyla arabulma veya boşanma isteğinde bulunabilir. 6. Zina: Zina da evliliği sona erdirme sebebidir. Ağır ve yüz kızartıcı bir suçtur. Bu durumlarda boşanma, aileyi yozlaşmaktan koruyan bir tedbirdir. Bu anlamda boşanma, çiftler için bir selâmet ve rahmettir. Bu şartlarda boşanmayı yasaklamak, evliliğe ilginin azalmasına sebep olabilir. Zira ihtiyaç halinde boşanamayacağını bilen kimse, evlenmeye yanaşmaz. Evlenenlerin azalması da, fuhşun artmasına ve ailelerin çözülmesine sebep olur. Bu milletin geleceği için büyük bir tehlikedir. Benim gördüğüm kadarıyla, bugün, boşanmaların çoğu geçerli bir mazerete dayanmıyor. Görünüşte mutlu başlasa da, evlilikler, haram bir başlangıçla başlıyor ve kötü bir şekilde sonuçlanıyor. En büyük mağduriyeti çocuklar yaşıyor. Allah sonumuzu hayretsin.
CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇE, YÜREKLERDEKİ DERİN SEVDA İŞTE ARPADERESİ ARPADERESİ KÖYÜ- TAŞOVA- AMASYA
Fakat benim aklım başka bir noktaya takıldı. İçinde yaşadığımız toplum Müslüman ve dini duyguları sağlam. Hatta dine gelecek bir tehlike karşısında, yüz defa canını feda edebilecek kadar da dinini sever. Peki, hal böyleyken, düğünlerimiz dinimize ne kadar uygun? Düğün yaparken “Şunu şöyle yapsak mukaddesatımıza aykırı olur mu?” Diye bir hassasiyet taşıyor muyuz? Yâda evliliğe helal mi, yoksa haram bir başlangıç mı yapıyoruz? Düğünlerimiz, hangi kurallara dikkat edilerek yapılmalı? Kimi örnek alarak evleneceğiz? Buna benzer çok sayıda soru takılıyor aklıma. Ben düğünlerde bunları düşünüyorum ve rahatsız oluyorum. Dünyevi geleceğimiz ve ebedi hayatımız adına bir endişe taşıyorum. Düğünden maksat duyurmaktır. Yani şu erkekle bu kadının beraberlikleri nikâh üzeredir, onlardan doğan çocuklar da nikâhlı iki insanın çocuklarıdır. Bu bilinsin diye düğün yapılır. Hazreti Aişe validemizin rivayet ettiği hadiste, Resulullah (s.a.v.): “Evliliği açık yapın, düğünde def çalın.” buyurmuştur. Düğünlerde eğlence olmalı, ama şu hususlara dikkat edilmelidir: Düğünler, zengin ve fakir ayırmamalıdır. Yemek vermek sünnettir. Efendimiz (s.a.v.) “Bir koyun keserek de olsa düğün yemeği yap.” “En kötü düğün yemeği, zenginlerin çağrılıp fakirlerin terk edildiği yemektir.” buyurmuştur. (Muvatta, İbni Mace) Düğünlerde erkeklerle kadınlar asla bir arada bulunmamalı, alkol ve haram müzikler olmamalı, abartılı masraflarla israf edilmemeli, erkek bayanların arasına, bayan erkeklerin arasına girerek fotoğraf çektirme bahanesiyle teşhircilik yapılmamalı, çiçek ve benzeri batı taklitçiliğinden kaçınılmalıdır. Evliliğe haram ile başlanmamalı ve bir sünnet icra edilirken şeytana tabi olunmamalıdır. Eskiden insanımız görücü usulüyle evlenirdi ve çokta mutlu oluyorlardı. Boşanmalar çok azdı. Eşler ölünceye kadar, her şartta beraber olmaya azmederlerdi. Bu sebeple Anadolu'da gelin olan kıza ailesi tarafından “Duvakla gir, kefenle çık” nasihati yapılırdı. Evlenen çiftlere bu anlamda “Bir yastıkta kocasınlar" denirdi. Şimdi anne-baba “Kızım, oğlum bir dene, iyi olursa devam edersin, yoksa…” diyorlar. Böyle başlayan bir evlilikten hayır çıkar mı? Aile kurumunu oluşturan evlilikte, bazen istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu istisnadır. Böyle durumlarda son çare, Hadis-i Şerif'te beyan buyrulduğu gibi: “Allah'a en sevimsiz helal, boşanmadır.” İslâm'da, boşanma sebepleri ortaya çıkınca, kadın da, erkek de mahkemeye başvurarak evliliği sonlandırabilir. Fakat boşanma sebepleri gerçekten haklı bir mazerete dayanmalıdır. Bunları âlimlerimiz şöyle özetlemişlerdir: 1. Hastalık veya özür: Bunlar, akıl hastalığı, cüzzam ve zührevî hastalıklar gibi, birlikte yaşama hâlinde zararı kaçınılmaz olan hastalıklardır. 2. Kocanın nafakayı sağlamaması: Kadının bütün masrafları kocasına aittir. Koca varlıklı olduğu halde, eşiyle ilgilenmez ve onu açlık ve sefalet içinde bırakırsa, kadının boşanma hakkı olur. Koca fakir ise, kadınının onu yalnız bırakması, hatta bu sebeple ondan ayrılmaya kalkışması, vefasızlık olur. 3. Kocanın evi terk etmesi: Kocanın evi terk etmesi ve bu yüzden, sıkıntı ve fitneye düşmek tehlikesi karşısında, kadının mahkeme aracılığıyla evliliğe son vermesi söz konusudur. Bekleme süresi dört senedir. 4. Kocanın Hapsedilmesi: Malikîler dışında çoğunluk müctehidlere göre, kocanın hapsedilmesi veya tutuklanması yahut düşmana esir düşmesi bir boşanma sebebi değildir. Çünkü bu konuda ayet ve hâdis yoktur. 5. Şiddetli geçimsizlik ve kötü muamele: Eşlerin birbirlerinin şeref ve haysiyetlerine yönelik ithamları sonucunda, çıkan soğuk tartışmalara şiddetli geçimsizlik denir. Kötü muamele ise, kocanın, eşini söz veya fiil ile rahatsız etmesidir. Sövmek, dövmek ve Allah'ın haram kıldıklarını yapmaya zorlamak gibi davranışlar, kötü muameledir. Geçimsizlik her iki taraftan da kaynaklanabilir. Mağdur olan eş, hâkime başvurarak hakem yoluyla arabulma veya boşanma isteğinde bulunabilir. 6. Zina: Zina da evliliği sona erdirme sebebidir. Ağır ve yüz kızartıcı bir suçtur. Bu durumlarda boşanma, aileyi yozlaşmaktan koruyan bir tedbirdir. Bu anlamda boşanma, çiftler için bir selâmet ve rahmettir. Bu şartlarda boşanmayı yasaklamak, evliliğe ilginin azalmasına sebep olabilir. Zira ihtiyaç halinde boşanamayacağını bilen kimse, evlenmeye yanaşmaz. Evlenenlerin azalması da, fuhşun artmasına ve ailelerin çözülmesine sebep olur. Bu milletin geleceği için büyük bir tehlikedir. Benim gördüğüm kadarıyla, bugün, boşanmaların çoğu geçerli bir mazerete dayanmıyor. Görünüşte mutlu başlasa da, evlilikler, haram bir başlangıçla başlıyor ve kötü bir şekilde sonuçlanıyor. En büyük mağduriyeti çocuklar yaşıyor. Allah sonumuzu hayretsin.
CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇE, YÜREKLERDEKİ DERİN SEVDA İŞTE ARPADERESİ ARPADERESİ KÖYÜ- TAŞOVA- AMASYA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder