GENEL MESAJ

6 Ağustos 2026 Perşembe

BİR DEVRİN OZANI/ OZAN ARİF KİMDİR?

          Haber: Ahmet Şimşek
    Halk şiirinin yeni nesil temsilcilerinden olan Ozan Arif veya Arif Şirin 10 Haziran 1949 tarihinde, Samsun ilinin Terme ilçesinde dünyaya geldi. Ailesi bağlı Giresun’un Alucra ilçesi Yükselen köyündendir. Bir memur çocuğu olan Ozan Arif ilkokul ve ortaokul yıllarını Samsun’da geçirdi. Okul hayatı boyunca, çok kalabalık olan ailesine maddi estekte bulunabilmek için kışları okuyup yaz dönemlerinde rençberlik yaparak para kazandı. Yine bu amaçla, kısa sürede maddi kazanç elde edebilmek için öğretmenlik okuluna gitti. 1970 yılında Samsun’da Karaoyumca ilkokulunda görevine başladı ve bir yıllık staj dönemini burada tamamladı. Stajyerliğinin ardından yine Samsun Devgeriş’e tayin oldu. Burada beş yıl öğretmenlik ve dört yıl okul müdürlüğü görevlerinde tam dokuz yıl hizmet verdi.
      Staj yaptığı dönemde, kendisi gibi stajyerlik yapan Süheyla hanım ile tanıştı ve hayatlarını birleştirdiler. Tüm hayatı boyunca Ozan Arif, eşi Süheyla hanımın desteğini hep arkasında hissetti. Öğretmenlik mesleğini çok sevmesine rağmen, 1979 yılından görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü dönemin baskıcı hükümetine karşı inançlarından, ideallerinden asla taviz vermek istemedi. Manevi değerlerine oldukça önem veren Türk olmaktan gurur duyan Ozan Arif, Milliyetçi ideolojiyi benimsemiştir. Döneminde gerçekleşen darbe, ideolojilerini doğru şekilde ifade edebilmesinin önüne geçmiştir.
      12 Eylül 1980 darbesinin ardından, ideolojilerinin yanlış anlaşılmasından, aynı fikirlere sahip pek çok vatansever gibi büyük üzüntü duyan Ozan Arif, 24 Eylül 1980 tarihinde ülkeyi terk ederek Almanya’ya gitti. Eşini ve çocuğunu ardında bırakan Ozan Arif için çok sancılı geçen on bir yıl sonunda, 5 Kasım 1991 tarihinde nihayet çok sevdiği ülkesine geri döndü. Gurbette geçirdiği yıllar boyunca, gittiği her yerde Türkleri bularak milli bilinci canlı tutmak için çokça çaba harcamıştır.
        Yaşamı boyunca mücadelesinden, ideolojisinden asla vazgeçmeyen Ozan Arif uzun yıllar gırtlak kanseri ile mücadelesini sürdürdü. Hastalığı boyunca öncelikle eşi Süheyla Hanım ve oğlu Mehmet Alp ardından tüm sevenleri kendisinden desteğini hiç esirgemedi. Ancak Samsun On Dokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kanser ile verdiği mücadeleyi kaybederek 13 Şubat 2019 tarihinde yaşama gözlerini yumdu.
        Edebiyata olan ilgisi daha çocuk yaşta başlamıştır. Halk şairlerini erken yaşta tanımış, Köroğlu’nun, Yunus Emre’nin, Dadaloğlu’nun eserlerini çok küçük yaşlarda ezberlemiştir. Ortaokul ikinci sınıfta karşılaştığı bağlama onu gönülden etkilemiştir. Ailesinin maddi durumu iyi olmadığından, onları zorlamak istemeyen Ozan Arif harçlıklarını biriktirerek kendine bir bağlama almıştır. Bağlamasını aldığı günden beri hiç susmayan, devamlı üreten bir halk ozanı olmuştur. Karadeniz’de yaşadığı bölgede irticalen türkü söyleme sanatı çok meşhur olduğundan o bölgede hızlıca ismini duyurmuştur. Türkülerinde ideallerinden, milli bilinçten ve milliyetçi ideolojiden sıklıkla bahsedilir. Güzel sanatlara olan ilgisi sadece şiir ile kalmamış, görsel sanatlara da yönelmiştir. Okul yıllarında şairliğe olan ilgisi ve yeteneği sayesinde fark edilmiş aynı zamanda resim dalında da pek çok ödül kazanmıştır.
    Daha çocuk yaşta sanatı ile ödüller kazanmaya başlamıştır ve kısa sürede yöresel olarak aldığı ödüllerin dışında, ulusal ödüller de kazanmıştır. Türk Halk Edebiyatı yarışmalarında önemli başarılar elde etmiştir. Şiir, atışma, muamma, irticalen şiir okuma, lebdeğmez, güzelleme ve diğer dallarda çeşitli ödülleri, sertifikaları ve birincilikleri vardır. Aldığı sertifikalar da bize göstermektedir ki gelişmekten, ileri gitmekten hiçbir zaman vazgeçmeyen bir sanatçıdır. Ayrıca Konya Aşıklar Bayramı’nda 1976,1977 ve 1978 yıllarında, her dalda altın madalya kazanmıştır. Ancak kendi ifadesi ile söyleyecek olursak onun en büyük ödülü; “…ortaokul çağlarında çocuk yaşta bu sevdaya gönül vermişim. O yaşlardan beri verdiğim mücadelenin karşılığını, tertemiz yüreklerde sevgi sarayları kurarak aldım. Ülküdaşlarımın sevgi ve muhabbetinden daha büyük beşeri ödül olamaz. Milletin hislerini, Milliyetçilerin, Ülkücülerin daha doğrusu Türk olan herkesin duygularını şairce bir dil ile Türk dünyasının sesi oldu. Sazı ve sesi belki sanatın zirvesinde değildi ama, şiirlerindeki ahenk ve sesindeki titreme, dik duruşu, giyiminde ki doğallık, bazen çarıkla, bazen şalvarla, her yörenin gönlünü kazanan Arif Türk halkını ve peşinden binlerce insanın duygularına tercüman oldu.
Ozan Arif’in Eserleri 130’ dan fazla eseri bulunan şair, sürgün yıllarında yaşadıklarını Bir Devrin Destanı adlı kitabında toplamıştır. Bayram Duası, Bak Görürsün, Sürgün, Kan Akmaya Başladı ve Üşürüz en önemli eserlerindendir. Eserlerinde milliyetçi duygulardan sıklıkla bahsedilir. Özellikle milliyetçi kesimin çok beğendiği eserleri vardır. Türkülerinde ve şiirlerinde Türk Milliyetçiliği vurgusunu tutkuyla yapar. Milliyetçi kesim tarafından saygıyla anılır.
     Ozan Arif ağabeye selam ve dua ile, Mekanı Cennet olsun, Peygamberimize komşu olsun. Nur gölünde yatsın.
Kültürel Haberler / Amasya Medya
  OZAN ARİF BELGESELİ VİDEO RESİME TIKLAYINIZ
Ozan Arif’in 13 albümü bulunmaktadır. Bu albümleri sırasıyla şunlardır:

• Hak Yolunda Susmazam Men

• Ya Karabağ ya Ölüm

• Bitsin Bu Hasret

• Bu Memleket Bizim

• Destanlar Konuluyor

• Destanlarda Bul Beni

• Haykıran Destanlar

• Kime Bıraktın

• Mamak’tan Gelen Mektup

• Merhaba

• Ölmez Bu Hareket( Çileli Müjde)

• Yazık Olur Vatana

Eserlerinden bazıları.
MİNNET ETMEM
Bağrım kötü sözle doldu,
Dile minnet etmem gayrı,
Gözyaşlarım deniz oldu,
Göle minnet etmem gayrı.
Ben bu candan bezer oldum,
Kara bağrım ezer oldum,
Dağı taşı gezer oldum,
Yola minnet etmem gayrı.
Bulunmuyor vefalı yar,
Bize artık dünya da dar,
Ahret için kefenim var,
Çula minnet etmem gayrı.
Gül bülbülden beziyorsa,
Çok yüksekte geziyorsa,
Gül de yare benziyorsa,
Güle minnet etmem gayrı.
Ozan Arif saz omuzda,
Yoktur başka dostumuz da,
Yaradan var üstümüzde,
Kula minnet etmem gayrı.
Ozan Arif
NEDEN?
Bu millete aklım fikrim ermiyor,
Bu denli kendinden geçmesi neden?
Yahu ihaneti nasıl görmüyor?
Görüyorsa kucak açması neden?!
Bu Millet soyguna, vurguna, zama,
Öyle alışmış ki, düşmüyor gama,
Bal tutan bilmem ne yalasın ama (!)
Kanımızı emip, içmesi neden?
Bu gidişle geleceği çok çetin!
Hiç farkında değil kötü niyetin!
Daha dün kurulan Cumhuriyetin,
Bugün başımıza göçmesi neden?
“Siyasi partiler kanunu„ falan,
Seçimin ki dahil, alayı yalan!
O zaman sorgular az aklı olan,
Der ki; Demokrasi saçması neden?
Çünkü “Demokrasi„ sadece dilde!
Dilde değil ise seksenbir ilde,
Kendi vekilini kendi değil de,
Dört tane dürzünün seçmesi neden?!
Ey Arif... Ey Millet... O meclis senin...
Tavrına bak beşyüz elli üyenin!
Af buyurun; Türk ekmeği yiyenin,
Yediği tabağa sıçması neden?
OZAN ARİF
Değerli ağabeyim Ahmet Yılmaz'ın anlatımıyla Ozan Arif Külliyatı...
Sevgili Ozan Arif sevenleri, Ozan Arif Külliyatı 3 Mayıs ve 19 Mayıs tarihlerinin önemi sebebiyle bu tarihler arasında yarı fiyatına satışa sunuldu.
Ahmet ağabeyime ise bu video için tekrar teşekkür ederim. İnsanların babama selam vermekten korktuğu dönemlerde bile Ahmet ağabey babamı her daim arayıp sorduğu gibi, Ozan Arif'e duyduğu sevgi ve saygıyı hiç saklamamıştı.
O günleri unutmamız mümkün değil. Bunu da bir not olarak belirtmek istedim.
............
Ozan Arif Külliyatını hepsiburada ve trendyol alışveriş sitelerinden veyahut 0531 938 90 69 numarasını arayarak tahtapod Medya'dan temin edebilirsiniz.

3 MAYIS MANİLERİ!..
Bilmiyorsa öğrenir,
Az insan ilgilenir!..
3 Mayıs‘ın adına,
Türkçüler Günü„ denir...
Türklük için Türk gibi,
Zindanlara girmişler...
O girenler bu güne,
Böyle isim vermişler...
Ta... 3 Mayıs kırk dörtten,
Bu güne kadar böyle...
Sen şimdi ortaya çık,
Başka bir isim söyle (!)
“Milliyetçi Günü„ymüşş...
Yeni ismi, ünü bu(!)
Acep hangi milletin,
Milliyetçi günü bu?!..
Çünkü Bey soysuzlara,
Kanacak kadar cahil!..
Türkçülüğü, ırkçılık,
Sanacak kadar cahil...
Yahu Türk‘e bey olup,
Böyle fışkı yenir mi?
Türkçülük‘ten korkana,
“Türkmen Beyi„ denir mi?
Şimdi Arif sormaz mı,
Soyun, sopun, ırkın ne?
O Türkçülük karşıtı,
Soysuzlardan farkın ne?
Ozan Arif
3 Mayıs 2016,
Frankfurt
ÇOCUKLARA DİKKAT EDİN
''İhmal etmen, ihmal sakın
Çocuklara iyi bakın!..''
Hey analar, hey babalar,
Çocuklara dikkat edin!
Onlar için tüm çabalar,
Çocuklara dikkat edin!
Çocuk nedir? Küçük sabi,
Tıpkı beyaz kağıt gibi,
Ne yazarsan kalır tabi,
Çocuklara dikkat edin!
Dışardan ne aldığına,
Neler ile dolduğuna,
Kiminle dost olduğuna,
Çocuklara dikkat edin!
Görüyorsun sağı solu,
Bin bir çeşit sapık dolu,
Siz öğretin doğru yolu,
Çocuklara dikkat edin!
Köle değil onlar köle,
Hemen sopa alma ele,
Sevgi ile, şefkat ile,
Çocuklara dikkat edin!
Çocuk için Türkçe kader,
Türk Türkçe'ye dikkat eder,
Dil giderse, din de gider,
Çocuklara dikkat edin!
Çocuğuna aman aman,
Zaman ayır gardaş zaman,
Tam Türk olsun tam Müslüman,
Çocuklara dikkat edin!
Arif der ki; saysam bitmez,
Bu konuya zaman yetmez,
Son pişmanlık fayda etmez,
Çocuklara dikkat edin!
“İhmal etmen ihmal sakın,
Çocuklara iyi bakın!..„
Ozan Arif
Rahmet, minnet, saygı ve özlemle anıyoruz.
ADAMDI
Unutmak mümkün mü Başbuğ Türkeş'i,
Türkeş bu davayı kuran adamdı.
“Türkeşçi„ der halâ bize çok kişi,
Bir nesile isim veren adamdı.
O, Türk Birliği'nin düşüp peşine,
O aşkla girmişti seksen yaşına,
Bana göre Türkeş başlı başına,
“Kızıl Elma„ yani “Turan„ adamdı.
Bu uğurda çekmediği kalmadı,
İhtilâl yaptılar teslim olmadı!
İpten döndü ipten, yine yılmadı,
Zulümlere göğüs geren adamdı.
İnanmış gönüller onun yeriydi,
Çünkü gönüllerin seferberiydi
Gönül adamıydı, gönül eriydi,
Toparlayan adam, deren adamdı.
Ömür sürdü hak yolundan kopmadan,
Hele ibadette şirke sapmadan,
Gösteriş yapmadan, riya yapmadan,
Kâbeye yüzünü süren adamdı.
Siyaset yaparken, gezerken il il,
Halkı kandırmaya etmezdi meyil!
Aklını gelecek seçime değil,
Gelecek nesile veren adamdı.
Üç rey için yalan denen illete,
Rağbet edip hiç düşmedi zillete!
Kolay kolay söz vermezdi millete,
Verirse sözünde duran adamdı.
EI biri bilmezken bini bilirdi,
Çakalın yattığı ini bilirdi,
Amerika, Rusya, Çin'i bilirdi,
Tuzaklara aklı eren adamdı.
“Sovyet Rusya çöker„ tespiti vardı,
Çoğu bu tespite kulak tıkardı,
Ve tarih Türkeş'i haklı çıkardı,
Türkeş ileriyi gören adamdı.
Millî mevzularda duruma bakıp,
Hatda Başbakan'ı ardına takıp,
Gece üçte Genel Kurmay'dan çıkıp,
Dörtte Çankaya'ya giren adamdı!
Ne icazet aldı, ne de eğildi,
O düşmanı düşman, dostu dost bildi,
Mecliste olması şart da değildi,
Masaya yumruğu vuran adamdı.
Hülâsa hayatı romandı roman,
Romana da sığmaz o ehl-i iman...
“Vatana ihanet„ gördüğü zaman,
Bunun hesabını soran adamdı.
Bu Arif‘i dinle, Türkeş'i anla,
O Türkeş ki, azim ve de imanla,
Korkunç engelleri, sıfır imkânla,
Yıkıp hedefine varan adamdı...
OZAN ARİF
İLBER HOCA DA GİTTİ / Yazar: Yağmur TUNALI
Öyle böyle bir değer değildi.
İlim adamlığı, geniş kültürü, tavrı, davranışı, yazısı ve sözüyle ender gelir bir değerdi.
Değer deyip geçilecek biri değildi.
Dünya çapında bir değerdi.
Türk tarihi çalışarak dünya çapında adam olmak da ender rastlanır.
Onu da gösteren bir değerdi
Köprülü ve Hocası Halil İnalcık öyledir.
Yalnız onların şöhreti tarihçiler, ilim adamları arasındadır.
İlber Hoca, daha geniş bir çevrede popülerdir.
Rusya'dan Avrupa'ya, Amerika'dan uzak doğuya kadar bilinir ve sevilir.
Bilgisi çok yönlüydü.
Kuru bilgi naklinden, malumatfüruşluktan hoşlanmazdı.
Hazmedilmiş bilginin, yaşananın ve yaşatılanın peşindeydi.
Tarih de onun için bir geçmiş zaman değildi.
Bugün gibi, bu an gibi yaşanırdı.
Yaşar ve yaşatırdı.
Bunun için de büyüktü.
Kültürü çok yönlüydü.
Bilmeye açlığı doyurulmazdı.
Gezmeye açlığı da bundandı.
Görmek, görmek, görmek isterdi.
Üniversite yıllarından itibaren rehberlik edişi de, maişet derdi yanında bu bilme, görme ve gösterme isteğiyleydi.
Kabına sığmaz bir kişilikti.
Her zaman içinde bir yaramaz çocuk dolaşırdı.
Yerinde duramazdı.
Her zaman öğrenmeye, öğretmeye, konuşmaya, dolu kafasını ve içini söylemeye açıktı.
Hakkında çok konuşulacak ve yazılacaktır.
Konuşulanlar ve yazılanlar eksiktir, hep eksik kalacaktır.
Bilindiği kadar değil bilinmediği kadar derin olduğu zamanla görülecek büyüklerdendir.
Hep söyleriz, maalesef kendine bakmazdı.
Şekerini kontrol edecek dikkati hiç göstermedi.
Şekerden başlayan bozulmalar yıllar içinde yayıldı.
Son iki yılda ağır sıkıntılar yaşadı.
Sık sık hastaneye yatırıldı.
Defalarca ameliyatlar geçirdi.
Yine durmadı.
Bildiğimiz neşesinde hayatına devam etmek istedi.
Her yere gitmeye çalıştı.
Her istenen yerde bulunmaya çalıştı.
Etrafını dinler göründü.
Dinleyemediği daha çok oldu.
Biz bunu düşünerek, seçici kurul üyesi olduğu Emine Işınsu roman Ödülü toplantısını haber vermedik.
Kesin gelmek isteyecek ve o halde gelecekti.
Kızı sevgili Tuna ile anlaştık ve söylemedik.
Birkaç yıldır tekrar Ankara'ya yerleşeceğini söylüyordu.
Eski Ankara günlerini tekrar yaşayacaktık.
Tabii burada da dur durak bilmeyecekti.
Meraklarını, ilgilerini, sevgilerini dizginlemek mümkün olmayacaktı.
Haftada bir grup yemeğimiz olacaktı.
Arada sıkça buluşacaktık.
Yılmaz Öztuna merhumun sohbetleri gibi toplantılar düzenlemeyi konuşacaktık.
O yine Boğaziçi'nde yemek yemek için Cuma Günü Arslanhane'ye gidelim diyecekti.
Hacı Baba'da size baklava ısmarlayayım diyecekti.
Burada bir muzip gülümsemelerimiz onun bir dilim de ben yiyeyim dediğini anladığımızı gösterecek, bilecek yine de gidecektik.
Planı programı, neşesi-hüznüyle yeni bir Ankara devresi başlayacaktı.
Hatta iki ay önce evde bir grup dostla yemek yerken aradığımda da bunu konuştuk.
Gelmedi, gelemedi.
Tedaviden memnundu.
Türk tıbbını yere göğe koyamıyordu.
İftihar duygularıyla videolar çekiyordu.
Haklıydı.
Ne çare, o deli fişek, o kabına sığmaz adam, beyin pıhtısına takıldı.
Türkiye'nin İlber Hocası hastaneden çıkamadı.
Beyin pıhtısı, kalp sektesine benzer haller, şekerden kaynaklanan çok yönlü yetmezliklerle kalkamadı.
Öyle ya, her manada kafa adamıydı, yaşayışı beyniyleydi gidişi de beyninden olacaktı.
Kalbi olan adamdı, kalbinden gidecekti.
Yanılacak, ağlanacak tarafı çok olan bir gidişin ağrısı bizim için çetindir.
Son yıllarda çok üzüldüğü şeyler yaşandı.
Türklüğe ortak koşmaların onu çok yorduğunu biliyorum.
Devlet fikrine bağlılığını hiçbir güç karşısında yumuşatmadı.
Hükumetimizi uyardı.
Her zaman gönül yangınıyla sözünü net söyledi.
Türklüğü ve Türkiye'yi temsil kudreti muhteşemdi.
Türkiye'den başka yerde yaşayamam diyenlerdendi.
"Türkçe duymadan yaşayamam" derdi.
Dünyanın her yerinde ve her dönemde Türk olarak bulundu.
Türk olarak yaşadı.
Türk olarak öldü.
Sahi öldü mü?
İlber Hoca... öldü mü?
Aziz Ağabeyimin aziz rûhu şad olsun!
Yağmur TUNALI
***
İşte onlardı beyaz atlara binip binip gidenler!
İşte onlardı bizi millet, bizi devlet edenler...
Topraktan geldi isek çamuru başka idi onların...
Onlar Allah’ın lütfu idi, hamuru başka idi onların.
Şimdi, yani aramızdan ayrıldığı şu günün ilk saatlerinde
onu düşünüyorum.
En son makam odasında görüşmüştük Onunla...
Sıkıntılı günlerdi o günler!
Onların kanlarıyla, canlarıyla devlet yaptıkları “Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” nerde ise “Annan Planı” tuzağı
ile Türk’ün elinden alınmak üzereydi.
Beraber destek için ziyarete gittiğimiz heyeti yolcu
ederken herkes çıkmış, ikimiz kalmıştık içerde...
Kolumdan tutuşunu, gözlerime bakışını ve Başbuğ’umuzu
kastederek:
“Ozan... Ozan... Şu günlerde rahmetliyi öyle arıyorum
ki... ” deyişi hiç gözümün önünden gitmiyor...
Zira o günlerde Türkiye’de bile tutacak dal bulamadığı
anlar yaşıyordu cennet mekân...
Türkiye’de derdini anlatmaya kalksa “git Kıbrıs’ta konuş”
diye tavır koyan yetkililer hatırlıyorum Ona...
O yiğit Türk evladını, yani KKTC’nin Banisi Rauf Denktaş’ı rahmetle anıyorken,
Onu bir Türk evladı olarak hiç unutmayacağımı cümle
cihana haykırmak istiyorum...
Ne onu unutacağım ne de (O Türkiyede derdini anlatmak
isterken) Ona Kıbrıs’ın yolunu gösterenleri unutacağım...
Eğer sen de Türk’üm diyorsan sen de unutma!..
Allah mahşer günü Onu nuruna,
Ona tavır koyanları da narına gark etsin inşallah...
Rahat uyu benim Başbuğ’umun kadim dostu...
Rahat uyu Yavru Vatan’ımın eğilmez başı...
Rahat uyu Kıbrıs’ımın temel taşı, dünya Türklüğünün
Rauf Denktaş’ı...
***
Telefon çalardı.
Ya bilinmeyen numara, ya da kayıt edilmemiş bir numara.
Açardı telefonu o tok sesiyle ‘Alo?’
‘Selamün aleyküm Ozanım, ben şuyum, şuıradan şunun şuyuyum’
‘Ve aleyküm selam kardeşim, buyur…’
Ve konuşma malum cümleyle devam ederdi; ‘Ozanım valla biz seni çok seviyoruz Ülkücülüğü senden öğrendik…’
‘Allah muhabbetinize layık eylesin kardeşim…’
Ondan sonra konuşmanin seyri değişirdi; ‚Ozanım niye böyle yapıyorsun? Derdin ne?‘
Babam için karşısındaki kendine ülkücü diyorsa akan sular dururdu.
Sabırla, karşısındakini insan olarak saydığı için, ülküdaşı saydığı için başlardı anlatmaya;
İnandığı fikrin bir maneviyatının olduğunu,
kendisini ülkücü olarak tanımlayan herkesin bu maneviyata sadakat göstermesi gerektiğini,
kendini bu fikrin sıfatlarıyla ifade eden herkesin bu fikrin mazisine, şehitlerine, gazilerine karşı sorumluluk taşıdığını,
bu fikri resmi görevle temsil edenlerin daha büyük sorumluluk taşıdıklarını,
bu maneviyata aykırı davranışın, davranan kim olursa olsun, hangi makamda olursa olsun, kabul edilemeyeceğini,
bunu kabul etmenin en hafif deyimle çifte standart, ahlaksızlık olacağını teker teker, örnekler vererek,
anlatırdı.
Karşı tarafta ise hep bir ‘Evet Ozanım, doğru Ozanım, haklısın Ozanım…’
‘Bu işte benim derdim’ derdi.
‘Bu davanın anahtarını elinde tutanların bu maneviyatı çiğnemeleri, ülkücü hareketin anısına, namusuna, onuruna ihanet etmeleri.
Ülkücülerin onuru, Ülkücü hareketin fikirsel namusu benim derdim!
’ derdi.
Bakmayın bu kısacık özete, böyle bir konuşma saatlerce sürerdi.
Üç saati aşan telefon görüşmeleri çok da nadir değildi.
Ve sonra…
‘Evet ozanım haklısın ama o da genel başkanımız.
Bu kadar sert olmasan? Bu yaptıkların, bu tavrın bizi üzüyor….’
O sinirden tir tir tıtrerken gıcırdayan dişlerinin çıkardığı ses hala kulaklarımda.
Bu kadar vurdum duymazsızlığa karşı çaresizliği.
Ozan Arif olarak bile „Ülkücülüğü ondan öğrenmiş (!)’ olanlara derdini anlatabilememenin çaresizliği….
Annemle, eşimle, sağlığından endişelendiğimiz için birbirimize bakışlarımız…
Velhasıl kelam babamı kanserden kaybettik.
7 sene olacak aramızdan ayrılışı.
Ve bugün, Başbuğ Alparslan Türkeş’in koltuğunu işgal eden, İmralı’ya, bebek katilinin ayağına gitmekten söz ediyor.
Ve orada olanlar onu ayağa kalkmış alkışlıyorlar.
Babamın sesi kulağımda.
‘…Ülkücülerin onuru, Ülkücü hareketin fikirsel namusu benim derdim!’
O gün anlamayanlar, anlamamakta ısrar edenler, anlamamak işlerine gelenler bugün anladılar mı diye sormayacağım.
Benim için bir önemi kalmadı artık.
Mehmet Alp
Belgesel ozan Arif
https://www.youtube.com/watch?v=JE6HfOW4_m0

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder